Turkey

Bu yazı 30 nisan’da ABhaber’de yayınlanmıs

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği ile ilgili çok tartışılacak açıklamalarda bulundu. Çağlayan, ”AB, son derece riyakar ve iki yüzlü bir yapıya sahiptir. AB, tam üyelik konusunda Türkiye’ye her türlü rezilliği, yol kapamayı ortaya koyan bir birliktir” dedi.

Çok doğru sözler. Aşağıdaki karikatür bu rezil ve karmaşık AB’yi çok iyi anlatıyor:

Çok iyi bir eleştiri, değil mi?

Bakan Çağlayan, AK Parti Mersin Milletvekili Kürşad Tüzmen ile Mersin Gümrük Müşavirleri Derneğinde düzenlenen sohbet toplantısına katıldı. Türkiye’nin AB üyelik sürecini değerlendiren Çağlayan, şunları kaydetti:

”AB bilirsiniz, son derece riyakar ve iki yüzlü bir yapıya sahiptir. AB, tam üyelik konusunda Türkiye’ye her türlü rezilliği, yol kapamayı ortaya koyan bir birliktir ama Türkiye’nin AB’ye tam üyelik konusunda sonuna kadar peşinden koşacağı bir sistem. AB, sanki tüm fasıllar bitmiş gibi, yeni bir fasılla tekrar sıkıştırmaya başlıyor. Bize rekabet faslının açılması konusunda ışık yakmışlar. Ne olacak? Rekabet faslına girdiğimiz zaman, serbest bölgeleri kapatacağız. Efendiler böyle emrediyor. Kendilerince talimat vermişler. Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü bir hükümeti ve Başbakanı ile kabinesi var. Ne istediğini bilen bir yapıya sahibiz. Önce 32 faslı bitirirsin, sonra oturur 33. rekabet faslını görüşürüz. Ondan sonra eğer hakikaten buna uyma yükümlülüğümüz varsa, oturup bunları tartışırız. Ancak sen daha benim 14-15 faslımı çeşitli nedenlerle bloke etmişsin, şimdi diyorsun ki gel rekabeti konuşalım. Şunu bilin ki bunlar böyle yaptıkça serbest bölgeler daha da kıymetli hale gelecek. Bu konuda Sayın Başbakanımız çok net bir tavır ortaya koymuştur.”

AB tamamen bir halı satıcısı gibi davranıyor.

Mesela bir kaç ay önce bunu vizeler konusunda ispatlamıştı (geri kabul anlaşması ile ilgili). Simdi Türkiye-AB müzakereleri konusunda da ispatlamaktadır.

Maalesef AB, taahütlerini yerine getirmek istemeyen, sorumsuz ve vizyonsuz insanlar tarafından yönetilen bir birliğe dönüştü. Başka bir deyişle, AB bir sirke dönüştü, çünkü palyaçolar tarafından yürütülüyor. Maalesef.

Gülmek mi, üzülmek mi lazım?

AB’de Türkiye’nin üyeliğini destekleyen bir sürü siyasetçiler var, ama neden AB parlamentosunda seslerini yükseltmiyorlar? Ara sıra gazetelerdeki desteklerini büyük bir memnuniyetle fark ediyorum. Ama AB parlamentosundaki sesizliklerine şaşkınım.

Eskiden AB’li siyasetçiler Türkiye’yi destekleyemezdiler çünkü Türkiye’nin imaji ve demokrasisi bugünkine göre çok kötüydü.

Ama Türkiye artık daha demokratik, daha sağlıklı ve daha huzurlu bir ülkedir (tabii ki yapılacak daha çok is var). Artık AB, Türkiye’yi Kürt sorunu ile ilgili yargılayamaz. Neden? Mesela çünkü 2 yıl önce ulusal bir Kürt TV kanalı açıldı, mesela çünkü bir sürü üniversitelerde Kürtçe dersleri başladı. Üstelik tiyatrolarda Kürt dili kullanılımakta.

O halde bugün neden AB’li parlamenterler Türkiye’yi açıkça desteklemiyorlar?

Anladığım kadariyle çünkü AB içinde hâlâ Türkiye hakkında derin önyargilar var.

Neden? Cünkü AB’li medyalar hâlâ Türkiye’yi ağşalıyorlar: hâlâ AB’li vatandaşlara Türkiye hakkında yanlış bilgi aktarıyorlar. AB’li medyalar hâlâ vatandaşlarına Türkiye ile ilgili inanılmaz bir beyin yıkaması uygulamaktadırlar.

O yüzden AB’li parlamenterler Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemekten kaçınıyorlar (bu güne kadar sadece bir kaç AB’li parlamenterlerin desteğini duydum). Gelecek seçimler ile ilgili oy kaybetmekten korkuyorlar. Sürekli o mantık içindedirler.

Ama bu durum ne zamana kadar sürecek?

Bana göre AB’li medyaların büyük bir kısmı bağımsız olarak hareket edemeyecekler, yani AB’li vatandaşlara gerçek Türkiye’yi sunamayacaklar. Çünkü karanlık lobiler tarafından yönlendiriliyorlar. Bu karanlık lobiler Türkiye’nin AB’ye girmesini istemiyorlar.

Üstelik AB’li siyasetçiler Türkiye’nin aleyhine açıklamalar yapmaya devam ettikçe, AB’li vatandaşlar Türkiye’nin AB üyeliğine destek vermeyeceklerdir.

Mesela Avusturya son haftalarda sözde “Imtiyazlı ortaklığı” yeniden gündeme getirdi (aslında bu tamamen bir “Imtiyazlı ırkçılık ortaklığıdır”, veya “Imtiyazlı Müslüman ortaklığıdır”!! Bu sözde ortaklık tamamen bir ayrımcılıktır: Türkiye’nin Avrupa parlamentosunda oy vermesini engellemek için tasarlandı, çünkü Türkiye AB üyesi olsa AB parlamentosunda yaklaşık 100 koltuğa sahip olacaktır. Işte gerçek hikaye budur). Avusturya’nın dışişleri bakanı radyo aracılığı ile Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktı. Halbuki bunu açıkladığı gün cumhurbaşkanımız sayın Gül Avusturya’daydı. Alçak bir hareketiydi. Başka ne diyeyim ki?

Sonuç itibariyle, bu iki yüzlü ve rezil AB değişebilir. Zaten kendi geleceği için değişmek zorundadır. Yoksa sorunlar daha da derinleşir. Uzun vadede AB’li vatandaşları Türkiye’nin üyeliğini destekleyebilirler, ama AB için sorun şu ki Türkiye daha fazla beklemek istemeyecektir.

Saygılar,

Cem

Dipnot: yukarıdaki fotoğraf gerçekten çok komik ama aynı zamanda çok gerçekçi. AB ne yazık ki çöküyor (ekonomik ve siyasi alanlarda). Ama eminim ki kendisini toparlayacak. Bir AB vatandaşı olarak kaygılıyım ama ümidim var. Wolfgang Münchau ve Martin Vander Weyer söyledikleri gibi, AB yeni liderlere ihtiyacı var.

Ve eminim ki Türkiye AB’ye büyük katkı sağlayarak AB yeniden canlanacaktır ve nihayet büyük bir küresel güç olacaktır. Chris Patten de buna inanıyor.

Tweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0
Author :
Print