Turkey

Aşağıdakı ABhaber’in yazısı Yunanistan’ın iflasını anlatıyor:

Tageszeitung: Yunanistan, ilelebet müflis bir ülke

Yunanistan büyük bir kriz içinde çünkü ekonomisinin altyapısı yoktur. Ekonomist Mahfi Eğilmez – EurActiv Türkiye ile bir görüşme sırasında – 3 mayıs 2010 tarihinde söyledi ki Yunanistan 10 yıl sonra yeni bir krize girecektir çünkü üreten bir ekonomiye sahip değildir, çünkü ekonomisi sadece AB’nin parasal yardımlarının ve uluslarası bankalarından aldığı kredilerin sayesinde ayakta kalabiliyor.

Sayın Mahfi Eğilmez dün yeniden EurActiv Türkiye ile gorüştü.

Görüşmenin bazı anahtar ayrıntılarını sunmak istiyorum:

Yunanlılar haksız elde edilmiş bugünkü standartlarının altında yaşamayı kabul etmezse krizin çözümü mümkün değil.

Ben aşağı yukarı üç aydır Yunanistan sorununun çözümsüz bir sorun olduğunu vurguluyordum. Bu çözümsüzlüğün birkaç temel nedeni var:

(1) Yunan ekonomisi bu büyüklükleri kaldırabilecek bir güce sahip değil. Ne öyle bir sanayisi var, ne de talep yaratacak bir gücü.

(2) Buna karşılık Yunan toplumu, AB’den sağladığı imkânlarla ve aldığı borçlarla imkânlarının çok üzerinde yaşamaya alışmış bir toplum.

(3) Bu imkân ötesi yaşama bir alışkanlık haline gelmiş bulunuyor. Bu durumda bu alışkanlıklar değiştirilmediği sürece Yunanistan’ın çözüme yaklaşması mümkün görünmüyor.

Yunanistan’da çalışma süreleri kısa ama ücretler yüksek. Ne var ki ekonomi bu yüksek ücretleri kendi imkânlarıyla karşılayabilecek durumda değil.

Başkalarının parasıyla (AB fonları ve borçlanma) değil de kendi imkânlarıyla yaşamaya başlayınca bu ücretlerin ve kazançların sağlanmasına, o sosyal güvenlik standartlarının devam ettirilmesi mümkün olmadığı gibi tam tersine bazı indirimler yapılması gerekiyor.

EurActiv Türkiye’nin yayın yönetmeni Kerem Çalışkan ve ekonomist Mahfi Eğilmez’in arasındaki bu ilginç görüşmenin tümü okunmalı, çünkü Yunanistan’ın krizini çok iyi anlatıyor (bu arada, iyi ki EurActiv Türkiye kuruldu. AB ve Türkiye’yi her geçen gün daha da yakınlaştırıyor. Bize umut veriyor. Üstelik, gurur duymamız lazım, çünkü bilgi zenginliği içeren bu site’nin gazetecileri inanılmaz bir iş yapmaktadırlar. Teşekkürler EurActiv!).

Yunanistan yıllarca AB’den çok silah satın aldı, ve bu gereksiz harcamalar (bu arada altını çizmek lazım ki Turkiye bir tehdit değildir) ekonomik durumunu daha da kotüleştirdi.

Ben, bir Fransız ve AB’li vatandaşı olarak, üretmeyen Yunanistan’ın sonsuza dek kurtarılmasına karşı çıkıyorum. Neden ödediğim vergiler sürekli bu ülkeye aktarılsınlar ki?

Üstelik, Yunanistan bugün hâlâ AB parlamentosunda Turkiye’ye karşı ırkçı ve barışcıl olmaktan uzak bir propaganda yürütüyor. Bu 1981’den beri devam ediyor. Evet, 1981’den beri. Inanılmaz.

Işte bu yüzden de Yunanlar kesinlikle daha fazla yardım hak etmiyor.

Geçen yıl Şirin Payzın bir CNN Türk sabah toplantısı esnasısnda şunu soyledi: Yunanistan yıllarca AB’nin fonlarını aldı. Artık çalışmak zamanı geldi.

Çok doğru sözler.

Bir ülkeye yardım edilebilir, karşı değilim buna. Ama bir ülkeye her zaman yardım etmeye karşıyım. Düşüncem bu.

Yunanistan ile sorun şu ki 30 yıldır AB’den para pompalıyor ama aynı zamanda Turkiye’ye karşı iğrenç ve ahlak dışı bir propaganda yürütüyor. Ne yüzsüzlük.

Işte sorun budur.

Yunanistan 1981’den beri bir AET/AB üyesi, ama hala AB neden yaratıldığını anlamadı.

AET/AB, barışı sağlamak için kurulmuştur. Robert Schuman ve Jean Monnet, ikinci dünya savaşından sonra, AET’yi Almanya ile yeni bir savaşı önlemek için kurdular.

AET/AB amacına ulaştı.

AB’nin ruhu barışdır. Evet, hatırlamalıyız ki bu ruhun üzerinde Robert Schuman ve Jean Monnet AET’yi kurdular.

Ama Yunanistan AB’nin ruhunu hic bir zaman uygulamamıştır: Turkiye’ye yardım etmekten yerine (PKK’ya karşı mesela) 30 yıldır Turkiye’ye karşı ürkünç bir propaganda yürütmektedir.

Yunanistan, Türkiye’nin AB adaylığını 1999’a kadar veto etti. Ve şimdi, 2004’ten beri, Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs Rum kesimi ile sabote etmektedir (Sarkozy, Merkel ve Avusturya’nın destekleriyle tabii).

Şu ana kadar, Yunanistan Turkiye ile ilişkilerini düzeltmek için ne çaba gösterdi ki? Herhangi somut bir örnek var mı?

Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğini utanmadan sürekli sabote etmekte. Ve bunu da hatırlatalım ki eskiden, Yunanistan yıllarca AB’nin Türkiye için onayladığı fonları veto etti. Ve bana göre en çirkin davranışı bu: yıllarca Türk öğrencilerinin AB’nin Erasmus öğrenci programına katılmalarını da bloke etti.

Bu ürkünç ve alçak davranışlar AB ruhu ile bağdaşıyor mu?

Sonuç olarak, bir taraftan Yunanistan AET/AB üyeliğini hak etmiyor. Diğer taraftan, AB’nin finansal yardımlarını da hak etmiyor. Çünku Schuman ve Monnet’nin kurduğu AB’nin ruhuna kesinlikle layık değildir. Diğer bir değişle, çünkü Türkiye ile barış için hiç bir somut adım atmadı, ve maalesef bugün de atmamaktadır.
Aksine, Yunanistan (siyasi ve dini liderleri) Türkiye’yi her zaman bir düşman olarak görmek istedi, ve hâlâ istiyor. Yunanistan, milliyetçiliğini Türkiye’ye karşı dayandırıyor. Başka bir değişle, Yunan dini ve siyasi liderler varlıklarına bir anlam vermek için bir düşmana ihtiyaçları var, ve onlara göre Türkiye bu rol için mükemmelen uygundur.

Yunanistan, Atatürk ve askerlerine karşı savaşı kaybetti ama hâlâ yenilgisini hazmedemedi (bir sürü AB’li siyasetçi ve lobiler ile birlikte).

Anlaşılması güç. Ama yeter artık, 21inci asırdayız.

Türkiye, Yunanistan’nın düşmanı değildir.

Yunanistan ne zaman Türkiye ile iyi komşuluk anlayışı sergileyecek?

Saygılarımla,

Cem

Dipnot: altını çizelim ki Yunanistan’nın cumhurbaşkanı bir kaç ay önce Türkiye’ye karşı düşmanca ifadeler kullandı. Ve sözde Türkiye dostu Yunanistan’ın başbakanı Yorgo Papandreu bile düşmanca sözler kullandı. Sayın Papandreu o igrenç sözlerini Erzurum’da söyledi, halbuki Türkiye’nin başbakanı sayın Erdoğan onu dostça ve samimiyetle Erzurum 25inci Üniversite Kış Olimpiyat Oyunlarının açılışı için davet etmişti. Polemik veya düşmanlık sergilemek için değil.

Yorgo Papandreu tarafından beklenmez hain ve ayıp bir davranışıydı. Çok şaşırmıştım. Ama şaskınlığımın diğer bir nedeni de varıydı: Ismail Cem ile yakın bir dost olduğunu biliyordum. Işte bu yüzden de çok içerlemişiydim.

Yorgo Papandreu, arkadaşı Ismail Cem’e ve Türkiye’ye ihanet etti. Üzgünüm ama doğru.

Ayrıca, Türkiye’nin başbakanı sayın Erdoğan geçen yıl bir kaç bakanlarıyla ve yaklaşık 100 Türk işadamla birlikte Yunanistan’a gitmişti. Amaç: Ege denizdeki iki ülkenin arasında barışı kuvvetlendirmek ve Yunanistan’ı ekonomik krizine karşı desteklemek.

Ama Yunanistan’nın başbakanı (aynı zamanda dışişleri bakanı) Yorgo Papandreu, bu yıl Erzurum’da sergilediği hainlik ve nankörlük ile Türkiye’nin desteğine aslında layık olmadığını ispatlamıştır.

Üstelik, Yunanistan (Kıbrıs Rum kesimiyle el ele) Avrupa parlamentosundaki Türkiye karşıtı propagandası sayesinde de Turkiye’nin desteğine asla layık olmadığını ispatlamaktadır.

Bu soru çok önemli: sayın Papandreu Türkiye’ye, sayın Davutoğlu’na ve sayın Erdoğan’a katılarak barış için çabalayacak mı?

Dipnot 2: hafızamızı tazeleyelim: Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi ile ilgili bu yazımı hatırlatmak istiyorum:

Türkiye’ye karşı ürkünç propaganda – Bölüm II.

Çünkü Kıbrıslı Rumların bugünki amaçları ve Kıbrıs’ta bugünki durum geçen yılınkine göre hemen hemen aynıdır: sayın Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Türk tarafı diyor ki Yunan tarafı çözüm için pek çok çalışmıyor.

Neden Yunan tarafı barış için uğraşmıyor?

Çünkü Kıbrıs Rum kesimi (illegal olarak) 2004’te AB’ye üye oldu, ve Türk tarafından ne kadar kazanç elde edebileceğini hesaplıyor, yani şantaj yapmaya çalışıyor (ama boşuna uğraşıyor çünkü Türk liderler bir kaç kez açıkladılar ki Türkiye, AB üyeliği icin Kıbrıslı Türkler’i feda etmeyecektir. Onları asla terk etmeyecektir. Bu kesindir.).

Ama aynı zamanda Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler’i Avrupa parlamentosunda hâlâ dışlıyor ve aşağılıyorlar (halbuki 2004’te – BM ve AB’nin – Annan barış planına “Evet” oyu verenler Kıbrıslı Türkler’iydi, oysa onlar “Hayır” oyu kullandılar): Kıbrıslı Türkler hâlâ izole durumdalar.

AB taahütünü yerine getirmiyor: nisan 2004’te Kıbrıslı Türkler’e karşı ambargoları kaldıracağını açıklamıştı, ama 8 yıl sonra izolasyonlar hâlâ ortada. AB inandırıcılığını kaybetmiştir. Mehmet Ali Talat eskiden söylediği gibi, AB Kıbrıslı Turkler’e ırkçılıkla yaklaşıyor.

(Bir kaç ay önce bir Kıbrıslı Türk sanatçısı Güney Kıbrıs’ta bir konser verdi, ama konser esnasında onlarca Kıbrıslı Rum milliyetçiler ona ve onu dinlemeye gelen Kıbrıslı Türkler’e saldırdılar. Sanatçı belinden bıçaklandı ve durumu ciddi olduğu için hastaneye kaldırıldı. Bu saldırı esnasında Kıbrıslı Rum polisler seyirci kaldı. Başka bir örnek: bir Türk basketbol takımı bir maç oynamak için Güney Kıbrıs’a gitmişti ama maçın sonunda yüzlerce Kıbrıslı Rum milliyetçilerin saldırılarına uğradı. Yeterlikçe polis yokuydu. Diğer Kıbrıslı Rum milliyetçiler, Türk oyuncuları kendi soyunma odalarının kapısının önünde elerinde zopalarla bekliyordu. Kibrıslı Rumların cumhurbaşkanı bu ırkçı olaydan sonra sadece bunu söylemekten yetindi: Aptallar. Açıklayıcı bir değerlendirme, değil mi? Tepki yok yani. Bu değerlendirme Kıbrıslı Rum liderlerin Kıbrıslı Türkler’e karşı düşüncelerini özetliyor. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkleri ikinci sınıf Kıbrıs vatandaşı olarak görüyor).

Ama ben, bütün bunlara rağmen, ve Kıbrıs’taki sağlıksız duruma rağmen (aralık 2010’da Kıbrıs sorununu burada ele aldım (Ingilizce) (Fransızcası şurada)), Kıbrıs’ın birleşmesinden yanayım, çünkü Kıbrıs’ta barış gerçekleşse, tüm dünya’ya – simgesel – bir örnek olacaktır.

Dipnot 3: Kıbrıslı Rumların AB üyeliği iki nedenden dolayı illegaldir:

ilk olarak, çünkü ne Kıbrıs Türk tarafı, ne Kıbrıs Rum tarafı (tek yanlı olarak) uluslararası çapında veya organizasyonlarda tum adayı temsil edemez.

Ikinci olarak, AB’nin kuralarına göre, sınırlarında sorun olan herhangi bir ülke AB’ye üye olamaz.

Billur gibi.

O zaman, Kıbrıs’taki apaçık sorun çözülmeden neden Avrupa Birliği kendi kurallarını çiğneyerek 2004’te Kıbrıslı Rumları AB üyesi yaptı?

Kıbrıslı Rumların AB üyeliği uluslararası kurallarına aykırıdır.

Kıbrıslı Rumlar, temmuz 2012’de AB dönem başkanlığını devralacaklar (her AB ülkesi altı ayda bir bu başkanlığa geçiyor). Ama eğer Kıbrıs sorunu bu tarihden önce çözülmez ise durum çok ilginç olacak. Yani AB açısından, durumun illegalliği daha da aşikâr olacaktır. Ve AB tüm dünyaya bir kez daha rezil olacak.

Son fakat aynı derecede önemli, bir Kıbrıslı Turk diplomatın bir kaç gün önce söylediği gibi, Kıbrıslı Rumlar kendilerini yönetemiyorlar, peki nasıl sorunları çok olan AB’ye başkanlık yapacaklar?

Bu açıdan da AB rezil olacak. Çünkü Kıbrıslı Rumlar AB’nin en ünlü siyasi palyaçolarından birileridirler (Kıbrıs dosyası ile ilgili bir kaç AB’li gözlemciler geçen yıl bunu söylediler: Kıbrıslı Rum siyasetçilerinin Avrupa parlamentosundaki davranışları üçüncü dünya ülkelerin siyasetçilerinin ki gibi.).

Gülmek mi, üzülmek mi lazım?

Bence ümidimiz olması lazım, çünkü kabiliyetsiz ve vizyonsuz siyasi palyaçoları sandıklarda kovabiliriz.

Geleceğimiz siyasi palyaçolar tarafından şekillendirilmemelidir.

Tweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0
Author :
Print